Değiştirir insanları bir anda, para

Paranın tarihte tam olarak nerede ve nasıl ortaya çıktığını saptamak imkânsız… Her dönemde ve toplumda mübadele için kullanılan para diyebileceğimiz nesneler var. Yüzyıllar boyunca sadece tüketime dönük kullanılan ve ticarette de temel olmayan paranın üretime de dâhil olarak ekonominin ve ülkelerin gücünün belirleyeni haline gelmesi, ancak 18. Yüzyıl’da gerçekleşti. Milli devletlerin, faize izin veren Protestanlığın, liberal fikirlerin ortaya çıkması; takas, toprak fethi, sikkenin önemini yitirmesi gibi faktörlerle ilerleyen sürecin sonunda, para, adeta Platon’un idea’sı gibi sadece bir sembol düzeyine yükseldi. Ekonominin yanı sıra tüm toplumsal ilişkiler, hayatımızın ritmi de para tarafından belirlenmeye başladı. Artık sadece paranın ve akışının analiziyle sistemin toplumsal psikoloji dâhil, hemen tüm bilgisine ulaşabilir hale geldik.
Para, ekonomik işlevinin yanı sıra aynı zamanda bir insan ilişkileri formu ama modernlikle ve kâğıt parayla birlikte ilişkilerimizdeki etkisi daha belirgin bir hal aldı. “Kâğıt, gibi hassas ve kolayca tahrip olabilen bir malzemenin en yüksek para değerinin temsilcisi olması ancak iyi örgütlenmiş bir toplumda mümkündü.” Toplumsal çarkın işleyişi, para sayesinde güçlendikçe, insan teki silindi, yabancılaştı, Georg Simmel’in “kültürün trajedisi” dediği durum ortaya çıktı.
Simmel, para ekonomisinin, paranın bizzat bir amaç haline geldiği bir toplumsal hayatın en olumsuz yanının psikolojilerimizdeki kinizm ve bıkkınlık olduğu kanaatinde. Her şeyin piyasada alınıp satılabileceği, havası, heyecanı ortadan kaldırıyor, kasvetli, gri bir ortam oluşturuyor. Bizi çepeçevre saran toplumsal ortamdaki ilişkiler, kişisel olmaktan çıkıyor. İnsanlar, bizi sadece yapılan iş bağlamında ilgilendiriyor. İş ve konum, kişiliğin önüne geçiyor. Aynı hayatı paylaştığımız ve varlıklarına mecbur olduğumuz kişilerin nasıl insanlar oldukları önemini yitiriyor. İnsanları, toplumsal aygıtın değiştirilebilir parçaları gibi algılıyoruz. Kendimizi canlı bir toplumsal hayatın bir parçası gibi hissedemediğimiz için yalnızlığı güçlü bir duygu olarak yaşıyoruz. Büyük resmin içinde yer aldığımızı görebilmek için moda, hemşerilik, fanatik taraftarlık ve partizanlık gibi aidiyetlerden medet ummaya başlıyoruz. Para ekonomisinin belirleyici olduğu bir toplumda, ne yaparsak yapalım, duygular daha geride yer alıyor, her şeyi zihinsel olarak kavranabilecek bir nedensel bağlantılar zincirine indirgiyoruz. Duygu zihnin, nitelik niceliğin gerisinde kalınca, ister istemez kişiliğimize hesapçı bir özellik ilave oluyor.
Para ekonomisi, işbölümü ve uzmanlaşma esasına göre işliyor. Hepimiz belli bir alanda uzmanlaşıyoruz. Sadece bilmediğimiz konularda değil, hayatımızı idame ettirebilmek için de sürekli iş bölümünün başka bir yerindeki uzmanlara danışıyoruz. Tüm hayatı, içinde bulunduğumuz kültürü topyekûn görme, anlama duygusunu, onunla birlikte denetim hissini yitiriyoruz. Özelikle kol emeğiyle çalışanlar, kendilerini, becerilerini ancak teknolojinin imkân verdiği ölçüde sadece belli bir alanda geliştirebiliyorlar. Zihinsel faaliyetler, daha çok prim yapıyor ama onunla ilgilenme şansına, toplumun sadece belli bir kesimi sahip oluyor. Entelektüel ya da aydın denilen bu kesimin, toplumun geri kalanıyla pek bir alakası bulunmuyor, birbirinden ayrı, kapalı kompartımanlar halinde yaşayan toplum kesimleri birbirlerinden pek de hazzetmiyorlar.
Kısacası para ekonomisi, maneviyattan yoksun, mekanik bir toplumsal hayat ortaya çıkarıyor. Böyle bir hayatın ve düzenin içinde, birçoğumuza en güvenilir şey, “para sahibi olmak” olarak görünüyor. Ne pahasına olursa olsun, para sahibi olmak lazım geldiği fikri, nerdeyse inançlarımız kadar iç-dünyamızda kendisine yer buluyor. “Para, Dünya’nın seküler Tanrısı’dır” sözünü doğrularcasına dindar görünenlerimizin içinden dahi, huzuru, parasını büyütmekte arayanlarımız çıkıyor.
Paranın yaşadığımız toplumdaki ve psikolojimizdeki temel önemini anlamaksızın, bu dünyaya köklü bir itiraz geliştiremeyiz. En radikal söylemler bile, paranın hükümranlık aygıtının volan kayışlarını sağlamlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Öyle ki bu radikal söylem sahipleri, dünyayı anlamada şu şarkı sözlerinin yazarından bile çok geridedirler. “Bilsen neler dönüyor şu garip dünyada/ Arkadaşlık düşmanlıkla yan yana/ Bazen sebep bir aşksa çoğu zaman da para/ Değiştirir insanları hep bir anda… Dünyayı hiç anlamadığı halde sözüm ona meydan okuyanlar, ellerine fırsat geçer geçmez, paralarına para katmak için ne gerekiyorsa yaparlar, acınacak hale düşerler. Bize de olanlar karşısında şaşırıp kalmak düşer. Modernliğin sıkıntıları karşısında insanlığın umudu olan Müslümanlar, şaşırıp kalmakla, pansuman tedbirlerle yetinemez. Kaçmadan, sloganlara sığınmadan derdi anlayıp çareler üretmekle mükelleftirler.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found