Erol Göka’nın yeni kitabı Psikoloji Varoluş ve Maneviyat çıktı

Erol Göka’nın yeni kitabı Psikoloji Varoluş ve Maneviyat çıktı

Prof. Dr. Erol Göka’nın yeni eseri raflarda yerini aldı. Eserin içindekiler kısmını ve önsözünü paylaşıyoruz.

PSİKOLOJİ VAROLUŞ VE MANEVİYAT

İçindekiler

ÖNSÖZ

BÖLÜM I: MANEVİYAT ÜZERİNE

Maneviyat Nedir?

“Maneviyat Psikolojisi” Kavramının Manası

“Maneviyat” Kavramının Yaklaşımımızdaki Yeri 

BÖLÜM II: VAROLUŞÇULUK, PSİKOLOJİ VE PSİKOTERAPİ

Tarihçe

Psikolojide ve Psikoterapide Varoluşçuluk

Varoluşçu Psikoterapide Kişilik, Psikopatoloji ve Tedavi

BÖLÜM III: VAROLUŞÇULUK VE MANEVİYAT

Varoluşçuluğu Nihilist Bir Uçarılık Sanan Sartre

Hıristiyan Varoluşçular

Maneviyatın Varoluşçu Psikoterapideki Yansımaları

BÖLÜM IV: TEMEL VAROLUŞSAL KAVRAMLAR VE MÜSLÜMAN KÜLTÜR

Maneviyat Merkezli Varoluşçu Yaklaşıma Doğru

Varoluşçu Yaklaşım ve Müslüman Kültür

İnsan ve Tabiat

Ölüm ve Fanilik

Kaygı ve Umut

Özgürlük ve İrade

Anlam ve Anlamsızlık

Yalnızlık ve Herkeslik

Kalp ve Marazları

BÖLÜM V: MÜSLÜMAN KÜLTÜRDEN VAROLUŞUN KÖKENLERİNE BAKIŞ

İnsanın İki Büyük Ayrılığı

Haset ve Şükran

BÖLÜM VI: İBADET VE PSİKOLOJİ

İnanç, ibadetler ve psikoloji                                                                

Oruç, Ramazan ve Bayram

Kurban ibadetinin Analizi

KAYNAKÇA 

 

ÖNSÖZ 

Batı’da modern zamanlarla birlikte insanın zihinsel etkinlikleri ayrıştı, parçalara ayrıldı ve birbirlerinden özerk bir konum kazandılar. Oysa geleneksel dünyada hepsi mitolojik ve dini olana bağlı olarak, daha doğrusu onların oluşturduğu çerçevenin içinde bir arada bir işleyiş gösteriyorlardı.

Bilimsel devrimler modern zamanlarda oldu; felsefi ve teorik bilgi bu zamanda üst üste yığıldı; ideolojik ve siyasi akımlar modern devirde serpilip geliştiler. Modernlik, bilgiyi hem iş bölümüyle incelterek hem alabildiğine genleştirerek hakikate ulaşılacağı inancına dayanıyordu. Bu tür bir bilginin peşinden giderken alemin, hayatın ve insanın temel yapısını yani ontolojiyi unuttu. Her alanda birçok bilgi biriktirdi, onları teknolojiye döktü, hayatın içine kattı.

Teknolojinin sürati, insanı ve hayatı taklit yeteneği sayesinde insanın tabiata ve kültürlere esaretinin biteceğini, tükenmek bilmeyen haz dolu bir yaşantının ve dünyevi mutluluğun mümkün olacağına inandı, çağdaşlarını buna inandırdı. Sonuçta her şeyi öylesine karmaşık ve karmakarışık bir hale getirdi ki, bilgelik imkansızlaştı.

Bilgi alanında bunlar olup biterken tüm süreç, “kapitalizm” denilen ekonomik eşitsizliklerin yanı sıra neden olduğu insanın yabancılaşması, şeyleşmesi gibi sonuçlara yol açtığı için şiddetle eleştirilen sosyoekonomik bir zeminde cereyan ediyordu. Her ne kadar bazılarınca kökenleri Eski Yunana kadar geri götürülse de “varoluşçuluk” adı verilen felsefi akım gerek bilgi gerek toplumsal hayatta yaşananlara sert bir itiraz olarak 20. Yüzyılda ortaya çıktı. İnsanın modern psikolojik bilimlerin yaptığı gibi indirgemeci ve niceliğin egemenliğine dayalı bir biçimde ele alınamayacağını, böyle bir anlayışa ve yaşantıya mahkûm edilemeyeceğini, beşerî bilimlerin doğa bilimleriyle tıpatıp aynı yöntemlerle işleyemeyeceğini ileri sürüyordu. Varoluşçuluk, felsefe, sanat, ilahiyat ve psikolojik bilimlerde güçlü bir etki yaptı. 

Gençliğimden, tıp eğitimimden ve psikiyatri alanında çalışmaya başlamamdan itibaren ben de varoluşçuluktan ciddi biçimde etkilendim. Bu konuda makaleler ve psikiyatriyi varoluşçu bir bakışla ele alan “Varoluşun Psikiyatrisi” adında bir kitap yazdım. Sonuçta mesleki yaklaşımımı ve psikoterapi anlayışımın Batılı literatürde “varoluşçu-dinamik yaklaşım” denilebilecek bir kategoriye yerleştirilebileceğini söylemeye başladım.

“Varoluşçu-dinamik yaklaşım” ifadesi, kendi yaklaşımımızı Batılı kategorilerle tanımlama imkanı verdiği gibi içinde yaşadığımız, düşünce ürettiğimiz Müslüman kültürden edinilen bilgi ve tecrübeyi, elbette mesleki etik ilkelere tamamen uyarak teori ve pratiğimize aktarma fırsatı verdiği için de oldukça uygundu. Varoluşçu düşünürlerin ve meslektaşların insanla ve hayatla ilgili bakışlarının, bizim buradaki Müslüman kültürümüzde nasıl karşılıkları olduğunu düşünüyor, zaman zaman da kültürümüzün bakışının onlarınkinden daha berrak ve açıklayıcı olduğunu görüyordum.

 Buradaki Müslüman kültürde insanın varoluşsal çatışmalarını anlamaya ve anlatmaya çalışan Hoşçakal”, “Hayatın Anlamı Var Mı?, Yalnızlık ve Umut”, Kalpten kitaplarım, bu kavrayış ve çabanın neticesi olarak yazıldılar. Elinizdeki kitap, önceki çalışmaların devamı niteliğindedir ama bir yandan da onları uygun kavramlaştırmalarla derleyip toparlama, çerçeveleme girişimidir. Diyebiliriz ki, önceki çalışmalarımız varoluşçu temaların ve temel varoluş çatışmalarının Müslüman kültürde doğru anlaşılmasını hedefliyorlardı. Psikoloji, Varoluş ve Maneviyat”, ise teorik bir inşaa çabasıdır.

Psikoloji, Varoluş ve Maneviyat”, varoluşçu-dinamik yaklaşımımızın kavramsal dayanaklarını ortaya koymak, özgün noktalarını vurgulamak istiyor. Bu yüzden ilk üç bölümde “maneviyat” kavramına niye özel bir önem verdiğini, kavramın anlamından itibaren varoluşçu düşünceyi ve varoluşçu psikoterapiyi ele alarak açmaya çalışıyor. Varoluşçuluğun çoğu zaman Sartre’ın ateist varoluşçuluğuyla bir aynı sanılmasını eleştiriyor. “Maneviyat”ın “din” ve “dini” ile tam olarak aynı anlama gelmediğini, dini inancı ne olursa olsun nasıl her insanın bir kişiliği varsa bir maneviyatı olduğunu zira maneviyatın insan yaşamına amaç ve ideal katan anlam ağı demek olarak anlaşıldığını söylüyor. Sanılanın aksine varoluşçuluğun maneviyatı her zaman önemsediğini göstermeye, insan psikolojisi ve varoluşunda maneviyatın belirleyiciliğini Hıristiyan varoluşçu düşünürler özelinde göstermeye uğraşıyor.

Psikoloji, Varoluş ve Maneviyat”, içinde yaşanılan kültürün maneviyatın inşasındaki önemine binaen Müslüman kültürün temel varoluşsal çatışmalara nasıl yaklaştığına odaklanıyor. Daha ileri giderek Müslüman kültürde üretilen tezlerin varoluşçuluğa yapabileceği katkılar olabileceğini öne sürüyor. “Umut” temasının Batılı varoluşçuluk tarafından birkaç istisna dışında genellikle görmezden gelindiğini ama Müslüman kültürde “kaygı” kadar önemli bir yer tuttuğunu, geleneksel dünyada insan varoluşunun niteleyici bir kavramı olan “kalb”in Batı’da nerdeyse tamamen unutulduğunu ama İslam dünyasında capcanlı kaldığını anlatmaya çalışıyor. Daha ziyade psikanaliz tarafından dikkat çekilen psikolojik bir olgu olan “ayrılık”ın Müslüman kültürde hala yaşayan teolojik ve varoluşsal boyutlarını gündeme alıyor. Psikanalist Melanie Klein’ın bakışına temel oluşturan “haset ve şükran” kavramlarının Müslüman kültürdeki teolojik-varoluşsal kökenlerini ve erdemlerle bağlantılarını tartışmaya açıyor. Batılı varoluşçu düşünürlerin maneviyatın önemini idrak edenlerinin dahi hemen hiç üzerinde durmadıkları “ibadet” konusunun insan varoluşundaki yerini ve önemini oruç ve kurban özelinde değerlendirmeye gayret ediyor.

Psikoloji, Varoluş ve Maneviyat”, özellikle psikoterapiler üzerine değil, varoluşçuluğu bu bağlamda ele almıyor. Daha ziyade maneviyat ile varoluşçuluk arasındaki bağlantıları sorgulamak, oradan psikoterapiye köprüler kurmak istiyor. Ancak maneviyatı önemseyen varoluşçu psikoterapi anlayışının “dini inancı olan kimsenin psikolojik rahatsızlığı olmaz” ya da “dini inancını ve ibadet pratiklerini güçlendir, psikolojik rahatsızlıktan kurtul!” şeklinde anlaşılmasının onun en yanlış ve en basite indirgenen bir yorumu olacağını belirtmek gerekiyor. Varoluşçu yaklaşımın psikoterapiye en büyük katkısının insanı anlamanın, insanın kendisini anlamasının, terapist-danışan ilişkisinin önemine yaptığı vurgu olduğu unutulmamalıdır. Her birimizin bedenlerimiz gibi psikolojilerimiz de farklıdır ve bedensel rahatsızlıklar gibi psikolojik rahatsızlıkların da tek bir noktaya indirgenemeyecek birçok nedeni vardır. Bunları ortaya koymak ve rahatsızlıkları tedavi etmek için bilimin ve tıbbın gayretleri görmezden gelinemez.

Doğrudur; İnsan psikolojisinin gerçek anlamda bilimin nesnesi haline gelmesi, psikolojik bilimlerin ortaya çıkması, modern zamanlarla birlikte Batı’da olmuştur. Şüphesiz insanın indirgemeci bir tarzda ele alınmasına tepki olarak ortaya çıkan varoluşçuluk da modernlik ve Batı mahreçlidir… Müslümanlar, modernliği de modern zamanlarda ortaya çıkan her şey gibi psikolojik bilimler ve varoluşçuluğu da Batı’dan aldılar, alıyorlar.

Çeşitli nedenlerle İslam dünyasında yeni bir insanlık durumu olan modernliğe geçişte zorluklar yaşanırken, bir yandan da geleneksel zamanlara ait olan zihinsel işleyiş şeması, anakronik biçimde sürmek zorunda kaldı. Zamanın bir şekilde devam etmesinin ama zihin şemalarının donmasının sonucu, neresinden baksak trajik olmuştur ve bu konularda söylenecek çok söz vardır. Ne ki elinizdeki kitabın konusu ve vazifesi bunlar değildir. Ancak yine de şunu söylemeden edemeyeceğiz: Mütemadiyen olumsuz yanlarını gördüğümüz tarihsel geri kalmışlığımız, geleneksel mirasa yakın olmak, belli ölçülerde onu yaşatmak anlamında bize önemli bir avantaj da sağlıyor olabilir.

Bize göre geleneksel dünyanın ve onun içinde yer alan Müslüman bilgi korpusunun insana ve psikolojiye bakışı modern zamanlardakinden paradigmatik düzeyde farklıydı. Bugünkü psikolojik bozukluklar ve tedavileri anlamına gelebilecek “Tıbbi ruhani”, “tabibul kulup”, “tabibul ervah” gibi kavramlara ve hatta bugünkü “psikolojik bilimler”e tekabül ettiği söylenebilecek “İlm’ün nefs” gibi kavramların içerikleri incelendiğinde bu devasa farklılık apaçık kendini gösterir. Geleneksel dünyanın alimleri de tabipleri de erdemli yani mutlu bir insan olmak için neler yapılması, nasıl yaşanılması gerektiğini dert ediniyorlardı. Onlar, psikolojiye ve sorunlara “ahlak” merkezli bakıyorlardı ve anahtar kavramları “kalp” idi. Biz modernler ise bugün “doyum” merkezli bakıyoruz ve anahtar kavramımız “beyin”… Onlar, doğrudan doğruya erdemli bir hayatla manevi kalbin marazlarını gidermeye çalışıyorlardı, kaygıyı insan varoluşunun bir parçası olarak görüyorlardı. Bugün biz modernler ise kaygının her haliyle ortadan kalkması ve dürtülerin doyumu için uğraşıyoruz.

Şüphesiz geleneksel bakış ile günümüz psikolojik bilimleri birbirleriyle pek ilgili olmadıkları gibi karşıt da değillerdir. Ve daha da önemlisi, istenirse onlar arasında pekâlâ sağlıklı bağlantılar kurulabilir. Kanaatimce bunu layıkıyla yapabilecek yegâne ufka varoluşçu yaklaşım sahiptir. İnsan varoluşuna ve psikolojisine varoluşçu bakış, geleneksel dünyanın kavrayışından ve günümüzde bu kavrayışın belli ölçülerde yaşadığı Müslüman kültürün maneviyatından, anlam örgüsünden öğrenmeye, insanlığın mirasından faydalanmaya hayli yatkındır.

Psikoloji, Varoluş ve Maneviyat”, onlara buraların sesini duyurabilmek için yazılmıştır. Elbette tersi de doğrudur. Psikoloji, Varoluş ve Maneviyat”, buradakilere varoluşçuluğun nasıl anlaşılması gerektiği hususunda da seslenmektedir. Ama hepsinden önemlisi, Psikoloji, Varoluş ve Maneviyat”, Müslüman kültürde yaşayan ve Müslüman inancına sahip psikolojik bilimler (Psikiyatri, Psikoloji, Psikanaliz, Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Din Psikolojisi vs.) alanlarında çalışanların ve araştırma yapanların kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri için yol gösterici tanımlamaları yapabilme, zemin oluşturabilme çabasıdır. Bu çabamızın varsa hatalarını görecek, gösterecek, eksikliklerini giderecek olanlar da psikolojik bilimlerdeki genç meslektaşlarımızdır. Bu nedenle bu kitap başta birlikte çalıştığımız genç hekimler, psikologlar, sosyal çalışmacılar, psikiyatri hemşireleri olmak üzere bu genç insanlara emanet edilmiştir. Dilerim bu çabamız onlar tarafından takdir görür ve hayırla anılmamıza vesile olur.

Bu kitabın yazılmasında onlar bilmeseler de büyük emekleri geçenlere teşekkür ederek bitirmeme müsaade edin lütfen. Yıllardır bana iç dünyalarını açan ve en sağlam öğrenme kaynağım olan danışanlarım, hastalarım; burada Müslüman bir kültürde yaşamama sebep olan atalarım, annem, Rahmetli babam ve sıkıntılarıma, kaprislerime katlanan eşim, çocuklarım, gelinim, torunum, kardeşlerim, dostlarım, arkadaşlarım, başta Ömer Erdem ve Hamdi Akyol üstatlar olmak üzere Kapı Yayınları çalışanları size sonsuz teşekkür ederim.

Çaba bizden tevfik Allah’tan.

             Temmuz 2021 Ankara

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found