Köylü olmanın hikmetini terkettik

Köylü olmanın hikmetini terkettik

Prof. Dr Erol Göka ve Rıdvan Tulum, bu ay Çabuk Konuşma’da “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” sorusunu konuştular. Onların ağır kanlılığı modern hayata karşı bir tavır mı değil mi? Rıdvan Tulum sordu, Erol Göka Hoca cevapladı.

Merhaba hocam, bu ay şunu konuşalım istiyorum: “Köylüleri niçin öldürmeliyiz?”

İsmet Ağabey ne zaman yazmış bu dizeyi?

Şükrü Erbaş’ın şiiri hocam.

Evet ama İsmet Bey’in Akla Karşı Tezler şiirinde böyle bir dize var.

Evet, bir an hafızamdan çıktı; özür dilerim.

1975’te yazıyor İsmet Ağabey o dizeyi; sonra Şükrü Erbaş, kendi meşrebince ona bir cevap niteliğinde şiirini yazıyor o dizenin. 1980 yılında yanlış hatırlamıyorsam eğer.

Peki, neden öldürmeliyiz köylüleri?

Ben böyle bir cümle söyleyemem dostum. İsmet Ağabey ilk söylediğinde de Marksizm’e ihanet edeceğinin haberini vermiş bence bu dizeyle… Siz yapsanız yapsanız ancak köylüleri öldürürsünüz demek istemiş…

“Köylüleri niçin öldürmeliyiz? / Bu sorunun karşılığını bulamıyorum / içinden çıkılmaz bi olay, ama önemsiz/ köylüleri öldürmesek de olur / hatta onların kalın suratlarını / görmezlikten gelebiliriz” diye devam ediyor İsmet Ağabey ve “bir gün bakarsınız / şu güzelim bilgiç beynimi kırıp / teneşir tahtası olarak kullanabilirim” diye bitiriyor. Daha ne desin kendisiyle ve ideolojisiyle dalga geçmek için…

Evet…

Sonradan Şükrü Erbaş, ki büyük ihtimal köylü kökenlidir, soruyu ciddiye alıyor ve bunun üzerine bir manzume yazıyor. Köylüleri beğenmeyen sonradan görmelerin onlar için söylediği tüm olumsuz ifadeleri alt alta diziyor. Şükrü Erbaş kusuruma bakmasın, ondan değil köylülerden yanayım.

“Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır” diyor Şükrü Erbaş, bence bir yanıyla da bu şiirde köylülerden taraf olma var ama…

Daha neler neler söylüyor Şükrü Erbaş… Manzumesinin hiçbir cümlesini haklı bulmuyorum. Kimsenin kimseyi öldürmeye, yok etmeye, dönüştürmeye hakkı yoktur kardeş. Sorulması gereken soru, hayatımızı sahici yaşayıp yaşamadığımızdır. İster köylü ol ister şehirli ister proleter ol… İstersen burjuva… Hayatını sahici olarak yaşıyor musun, bu verili sosyo-ekonomik kategorilerin ötesinde insan olduğunu, ömrünün bir imtihandan geçtiğini, dünyanın imtihan dünyası olduğunu anladın mı anlamadın mı? Asıl mesele bu. İstersen sen manzumeden pasajlar aktarmayı sürdür. Beni kızdırmaya devam et!

Sizi kızdırmayı seviyorum hocam… (gülüyor).

Mesela “temiz giyinmez ve her zaman / bir karış sakalla gezerler / Çocuklarını iyi yetiştiremezler / evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur. Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz / Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar” da de. Sana kocaman bir “pehhh!” le cevap veririm. Biz kasketli ve poturluların çocuklarıyız de git başımdan derim. Elazığlı, gakkoş bir kardeşin “şu adam benim babam” şarkısını kulaklarının dibinde sonuna kadar açarım…

“Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden / Zamanın derin ırmakları önünde…” Bu bölümde yani şiirin sonunda, şiirin atmosferini terse yatıran bir durum yok mu?

Evet burada, bu dizede öyle söylüyor var ama şöyle devam edebilirdi: “Bir kayaya sorulur mu neden kaya olduğu?” Ama diyemiyor, öylece bitiriyor manzumesini… “Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler. / Dindardırlar ahret korkusu içinde / Ama bir kadının topuklarından/ Memelerini görecek kadar bıçkındırlar” diyebiliyor, şiir adına bu kelimeleri arka arkaya sıralayabiliyor. Sen böyle şair olma Rıdvan, köylüleri anlamaya çalış, bir köylünün dünya derdini, tasasını bulmaya gayret et…

Eyvallah ve tabii ki hocam. Peki köylüleri öldürmeye çalışmak “modernlerin” icadı mıdır sadece, yoksa modern dönemler öncesinde de durum böyle miydi? Ve köylü olmanın şartı ne hocam…

Rıdvanım canım, ille bilimsel bir cevap istersen üretim araçları karşısındaki tavırda, toprağa bağlılıktadır cevap. “Benim sadık yarim kara topraktır” diyen Veysel’imizde otantik köylülüğü bulup sevebiliriz. Ama dünya köye döndü ve sanıyorum ki köylü kalmadı kardeş…

Ama böyle yapmaz kalkıp köylünün çoraplarını koklamaya kalkarsan sızlayan burun direğin sanabilirsin köylülüğü. Koklama kardeşim!

Eyvallah hocam. Toprağa bağlılık mı toprağı anlamak mı? Toprağa bağlı olmayı unuttuk galiba ya da hiç öğrenmedik mi?

Offf işte karşımda bir şair var, “toprağı anlamak” der şair adam, “üstü başı çamur” diye kimseyi tiye almaya kalkmaz.

Eyvallah hocam. Peki karşı bir soru daha sorayım. Nasıl şehirli olunur ve şehirlileri öldürmeli miyiz?

Haa haaa bak bu daha sahici bir soru… Neden dersen, genel olarak şehir demeyelim ama modern şehir hayatı doğrudan doğruya para ile alakalıdır ve Georg Simmel, “Paranın Felsefesi”nde modern şehir hayatı ile paranın kopmaz ilişkisini gayet sarih biçimde ortay koyar. Kendi icadına yenik düşmüştür modern şehirli insan.

Bulduğu şeyi bir daha bulamamak yani.

Yine bir şiir kıpırtısı… Tam olarak ne demek istiyorsun, benim anlayacağım şekilde konuş.

Para ile kurduğu ilk şaşkınlığı hiç geçmedi yani modern insanın hocam. Onları öldürmeli miyiz?

Kesinlikle, evet işte bu! Şehirli insanı değil de para ile kurduğumuz ilişkiyi ölürcesine düşünmeliyiz. Bana cinayet işletemeyeceksin!
Kaynak: Cins dergi, Ekim 2021

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found